Web 2.0 Nedir? Web 2.0 Hakkında Makale
“Web 2.0” konsepti O’Reilly ve MediaLive International arasında gerçekleşen bir beyin fırtınası konferansı ile başladı. Web öncüsü ve O’Reilly Başkan Yardımcısı Dale Dougherty’nin belirttiğine göre; “çökmüş” olmaktan çok uzakta, heyecan verici uygulamaları ve şaşırtıcı düzenlilikteki otomatik olarak açılan siteleriyle, web her zamankinden daha önemliydi.
Dahası, çökmekten kurtulmuş olan şirketlerin ortak bazı şeyleri olduğu gözüküyordu.
Nokta-com’un çöküşü,”web 2.0” için çağrı niteliği taşıyan, web için bir çeşit dönüm noktasına işaret ediyor olabilir miydi? Biz bunun böyle olduğuna karar verdik, ve böylece Web 2.0 Konferansı doğdu.
Bir buçuk yıl içerisinde, “Web 2.0″ terimi Google’dan 9.5 milyondan fazla alıntı ile açık bir şekilde yer tuttu. Fakat, hala Web 2.0’ın ne demek olduğu ile ilgili büyük bir anlaşmazlık var, bazı insanlar anlamsız bir pazar zırvası olarak kötülüyor, diğerleri yeni bir geleneksel bilgelik olarak kabul ediyorlar.
Bu makale Web 2.0’ın ne anlama geldiğine açıklık getirmek için bir girişimdir.
Liste böyle devam etti. Fakat bir uygulamayı “Web 1.0″ yaparken, diğerini “Web 2.0″ yapan tanımlama neydi? (Soru özellikle kaçınılmaz çünkü Web 2.0 söylencesi o kadar yaygın hale geldi ki şirketler bunu ne anlama geldiğini dahi bilmeden bir pazarlama zırvası olarak kullanmaktalar. Soru özellikle zor çünkü Web 2.0 olarak tanımladığımız Napster ve BitTorrent tam anlamıyla Web uygulaması bile değillerken, saçma kelime saplantılı bu yenilikçi ürünlerin pek çoğu kesinlikle Web 2.0 değil!). Web 1.0’ın başarı hikayeleri ve yeni uygulamaların en ilgi çekici olanları tarafından bir şekilde şekillendirilmiş olan prensipleri taramaya başladık.
1. Platform Olarak Web
Bazı önemli konseptler gibi, Web 2.0 katı bir sınıra sahip değil, bundan ziyade, bir çekim merkezi. Web 2.0’a, uygulama ve yöntemlerden oluşan, bu yöntemlerin tamamını ya da bazılarını kanıtlayan, çekirdeğe göre farklı uzaklıklarda bulunan sitelerden oluşan gerçek bir güneş sistemi olarak bakabilirsiniz.

Şekil 1, FOO Kampı sırasında, bir O’Reilly Media konferansındaki bir beyin fırtınası oturumunda geliştirilen Web 2.0’ın “meme map”’ini gösterir. Bu üzerinde daha çok çalışılması gereken bir iş, fakat Web 2.0 çekirdeğinden yayılan birçok fikri gösterir.
Örneğin, Ekim 2004’te, ilk Web 2.0 konferansında, John Battelle ve ben, açılış konuşmamızda, başlangıç olarak bir dizi yöntem listeledik. Bu yöntemlerin ilki “Platform Olarak Web” idi. O zamanlar, Web 1.0’ın eşi olan ve Microsoft’un kızıştırdığı savaştan sonra alevler içerisinde yere çakılan Netscape, aynı zamanda bir slogandı. Dahası, Web 1.0 için ilk örneklerimizden ikisi olan DoubleClick ve Akamai, platform olarak web işleminin öncüleriydiler. İnsanlar genellikle “web servisleri” olarak düşünmezler, fakat gerçekte, reklam servisi (ad serving) geniş ölçüde ilk web servis yayılışıydı, ve ilk geniş çapta “mashup” ( son zamanlarda kabul edilen, kullanılan bir başka terim) yayılıştı. Her banner reklam, entegre bir sayfayı başka bir bilgisayardaki okuyucuya ulaştırararak, iki web sitesi arasındaki muntazam işbirliği olarak servis edildi. Akamai aynı zamanda, network’u platform olarak kabul ediyor, ve yığının daha derin bir düzeyinde, transparant bir önbellek ve bant genişliği sorunlarını ortadan kaldıran içerik sağlama networkü oluşturuyor.
Bununla birlikte, bu öncüler yararlı karşıtlıklar sundu çünkü sonradan katılanlar yeni platformun özellikleri hakkında daha derin bir şeyler anlamak konusunda aynı problemlere dahi kendi çözüm yollarını kullanıyorlar. DoubleClick ve Akamai, ikisi birden Web 2.0’ın öncüleriydiler, dahası Web 2.0’a ilave olan dizayn kalıplarını kapsayarak daha fazla olasılığı gerçekleştirmenin nasıl mümkün olduğu görebiliriz.
Bu üç durumun her biri için, farklılığın başlıca elemanlarından bazılarını tarayarak birazcık alıştırma yapalım.
Google’a karşı Netscape
Eğer Netscape Web 1.0 için standart taşıyıcı ise, Google Web 2.0 için kesinlikle standart taşıyıcıdır, çünkü onların kendilerine ait olan IPO’ları her dönem için tanımlanıyordu. Dolayısıyla bu iki şirketin ve konumlandırmalarının mukayesesiyle başlayalım.
Netscape eski yazılım modeline dayanarak “platform olarak web”’i düzenledi: en çok rağbet gören ürünleri bir masaüstü uygulaması olan web tarayıcısıydı, ve stratejileri tarayıcı pazarındaki egemenliklerini yüksek fiyatlı sunucu ürünleri için bir pazar kurmakta kullanmaktı. Tarayıcıdaki uygulamaların ve içeriğin gösterimini standartlara göre kontrol etmek, teoride, Netscape’e Microsoft’un PC pazarında sahip olduğu gibi bir pazar gücü vermeli. Tıpkı “atsız taşıyıcılar” kelimesinin otomobilleri belirtmesi gibi, Netscape de, masaüstünün yerini alacak bir “webtop” ifadesi planladı ve webtop’u, Netscape servisleri satın alacak olan enformasyon sağlayıcılarının webtop’a dahil ettiği enformasyon güncellemelri ve küçük uygulamalar ile yaygınlaştırmayı planladı.
Sonuçta, web tarayıcıları ve web sağlayıcıları başlıca satış ürünleri olarak ortaya çıktılar, ve web platformu üzerinden sağlanan servislerin fiyatını yükselttiler.
Google sektöre doğal bir web uygulaması olarak girdi, hiç satılmadı ya da paketlenmedi, fakat müşterilerin ödemeleriyle, doğrudan ya da dolaylı olarak servis olarak kullanıma sunuldu. Eski yazılım endüstrisinin hiçbir tuzağı Google’da geçerli değildir. Planlanmış yazılım sürümü değil, sadece sürekli gelişime; lisanslama ya da satışa değil sadece kullanıma; müşterilerin yazılımı kendi ekipmanlarında kullanabilmesi için başka platformlara taşınmasına değil, sadece açık kaynaklı işletim sistemleri kullanmakta olan PC’lerin büyük oranda ölçeklendirilebilir bir koleksiyonuna ve ek olarak şirket dışında kimsenin henüz göremediği, şirket bünyesinde hazırlanmış uygulama ve özelliklere sahip.
Aslında, Google’ın, Netscape’in hiçbir zaman gereksinim duymadığı bir güce ihtiyacı vardı: veritabanı yönetimi. Google, sadece yazılım araçlarının bir koleksiyonu değil, aynı zamanda uzmanlaşmış bir veritabanıdır da. Veriler olmadan, araçlar bir işe yaramaz; yazılım olmadan, veri yönetilemez. Yazılıma lisans verme ve API’ler üzerinden kontrol etme—önceki dönemde bunun için harcanan çaba—konu dışıdır çünkü yazılımın hiçbir zaman dağıtılmaya ihtiyacı yoktu, sadece gerçekleştirilmeye ihtiyacı vardı ve ayrıca veri toplama ve yönetme becerilerinden yoksun kaldığında yazılım oldukça kullanışsızdır. Aslında, yazılımın değeri, yönetilmesine yardım ettiği veri dinamizmi ve skalası ile ölçülür.
Google’ın servisleri bir sunucu değildir–çok büyük bir internet sunucusu koleksiyonu tarafından sağlanmasına rağmen–ne de bir tarayıcı—tarayıcıda olduğu gibi kullanıcı tarafından tecrübe edilmesine rağmen. Hatta armadası olan arama servisi dahi kullanıcıların bulmasına yardımcı olduğu içeriğe sahip değil. Daha çok, her iki uçlarda da değil aradaki networkte yer alınan bir telefon görüşmesine benziyor.
Google, tarayıcı ve arama motoru ile hedef içerik sunucusu arasında bir kolaylaştırıcı gibi yer almakta ya da kullanıcı ile kullanıcının online deneyimi arasındaki aracı görevinde bulunmakta.
Netscape ve Google’ın ikisi birden yazılım şirketleri olarak tanımlanabilir ancak, Google’ın yazılımını eBay, Amazon, Napster, DoubleClick ve Akamai gibi diğer Internet uygulamalarınınkine benzerken, Netscape ise Lotus, Microsoft, Oracle, SAP ve 1980′lerin yazılım devriminden sonra hizmete girmiş diğer şirketlerin yazılım dünyasının içinde yer aldığı net olarak görülüyor.
Overture’e karşı DoubleClick ve AdSense’e karşı DoubleClick
Google gibi DoubleClick te gerçek bir internet çağı çocuğudur. Yazılımdan bir servis olarak yararlanıyor, data yönetiminde merkezi bir yeterliliğe sahip, ve, daha önce belirtildiği gibi, web servisleri isimlendirilmeden çok önce, web servisleri için bir öncüydü.
Yine de, sonuçta DoubleClick ticari modeli tarafından sınırlandırıldı. 90′lı yıllarda web kavramının katılım değil yayıncılık olduğu, tüketicilerin değil reklam verenlerin denetimi altında olması gerektiği, boyutun önemli olduğu, ve Internet’in MediaMetrix ve diğer Web reklamcılığı şirketlerinin ölçümünü yaptığı top Web-siteleri ile gittikçe artan bir oranda domine edildiği fikri yaygındı.
Sonuç olarak, DoubleClick, kendi yazılımının “2000′in üzerinde başarılı uygulamasına” web sitesinde gururla yer verdi. Yahoo! Arama Pazarı (eskiden Overture olan) ve Google AdSense’in her biri zaten yüz binlerce reklam sunmakta.
Overture ve Google’ın başarısı, Chris Anderson’ın “uzun kuyruk” olarak tabir ettiği, küçük sitelerin web’in içeriğini yönlendiren kollektif gücünü anlamakta yatar. DoubleClick’in sundukları resmi bir satış sözleşmesi gerektirmekte ki bu da satış pazarlarını sayısı birkaç bini geçmeyen büyük şirketlerle sınırlandırmakta.
Overture ve Google, herhangi bir Web sayfasına nasıl reklam yerleştirmeleri gerektiğini çözdü. Dahası, banner ads ve açılır pencereler gibi yayıncı / reklam-ajansı tarzı reklam formatlarından kaçınıp, çağrılmadan gelen reklamları minimal düzeye indirerek, text-duyarlılıklı, kullanıcı dostu reklam formatını seçtiler.
The Web 2.0 dersi: tüm web’e ulaşmak için müşteri-self servisini ve algoritmik veri yönetimini zorlayın, sadece merkezi değil uçları hedefleyin, sadece başlangıcı değil uzun kuyruğu zorlayın.
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, diğer Web 2.0 başarı hikayeleri de bu davranışın aynısını göstermekte. eBay otomatik bir arabulucu gibi davranarak bireyler arasında bazen sadece birkaç doların işlem görmesine izin vermekte. Napster (yasal nedenlerle kapatılmasına rağmen) networkünü merkezi bir şarkı veri-tabanı oluşturarak yaratmamıştı, ancak her şarkı indirmekte olan kullanıcının aynı zamanda bir server halini alacağı bir sistem dizayn ederek networkünü büyütmüştü.
İnceleme ; Bir Platform Bir Uygulamayı Her Zaman Yener
Microsoft, rakipleriyle her karşı karşıya gelişinde, en baskın uygulamalara karşı bile platform kozunu başarıyla oynadı. Windows Microsoft’un Lotus 1-2-3 ile Excel’i, WordPerfect ile Word’ü, ve Netscape Navigator ile Internet Explorer’u değiştirmesine olanak verdi.
Oysa ki bu sefer çarpışma, bir platform ile bir uygulama arsında değil de her biri radikal olarak farklı işletim modellerine sahip iki platform arasında: Bir tarafta muazzam kurulmuş tabanı ve sıkı bir biçimde entegre olmuş işletim sistemi ve de API’leri programlama paradigmasına kontrolü bırakmış olan basit bir yazılım sağlayıcısı var; diğer tarafta ise sahibi olmayan ve bir dizi protokol, açık standart ve işbirliği anlaşmaları ile birbirine bağlı bir sistem var.
Windows, yazılım API’leri aracılığı ile özel mülkün kontrolünün zirvesini simgelemekte. Netscape, Microsoft’un kendi rakiplerine karşı kullanmış olduğu teknikleri Microsoft’a karşı kullanarak bu kontrolü ele geçirmeye çalıştı ancak başarısız oldu. Ancak Web’in açık standartlarını elinde tutan Apache gelişti. Savaş artık uygulamaya karşı platform gibi denk güçlerde olmayan bir savaş değil platforma karşı platform haline geldi ve şimdiki soru hangi platformun daha da önemlisi hangi yapının ve hangi işletim modelinin gelecekteki imkanlara daha uygun olacağı.
İlk PC devirlerindeki sorunlar için Windows harika bir çözümdü. Uygulama geliştiriciler için endüstriyi zora sokmakta olan pek çok sorunu ortadan kaldırarak bir gelişim sahası yarattı. Ancak tek bir sağlayıcı tarafından kontrol edilen tek bir monolitik yaklaşım artık bir çözüm değil sorun halini almıştır. Platform olarak Internet’in olduğu gibi İletişim-yönelimli sistemler birlikte çalışılabilirlik gerektirmekte. Bir sağlayıcı her etkileşimin her iki ucunu da kontrol edemediği sürece, yazılım API’leri yoluyla kullanıcı girişleri sınırlı olacaktır.
Tanıma göre, platformu kontrol ederek kendi uygulamasına kenetlenmeye çalışan herhangi bir Web 2.0 sağlayıcısı, artık platformun gücü ile oynayamayacak.
Bu kenetlenme ve rekabetçi avantaj olmadığı anlamına gelmiyor ancak, bunların yazılım API’leri ve protokolleri üzerinden kontrol edilemeyeceğini düşünmekteyiz. Oynanmakta olan yeni bir oyun var. Web 2.0′da başarılı olacak olan şirketler, PC yazılım döneminin kurallarını uygulamaya çalışanlar değil bu yeni oyunun kurallarını iyi anlayanlar olacaktır.
Diğer Web 2.0 başarı hikayelerinin de bu davranışın aynısını göstermesi şaşırtıcı değil. eBay otomatik bir arabulucu gibi davranarak bireyler arasında bazen sadece birkaç doların işlem görmesine izin vermekte. Napster (yasal nedenlerle kapatılmasına rağmen) networkünü merkezi bir şarkı veri-tabanı oluşturarak yaratmamıştı, ancak her şarkı indirmekte olan kullanıcının aynı zamanda bir server halini alacağı bir sistem dizayn ederek networkünü büyütmüştü.
BitTorrent’e karşı Akamai
DoubleClick gibi, Akamai de kuyruk ile değil baş ile, kenarlarla değil merkez ile iş yapmak üzerine kuruludur. Bireylerin merkezdeki yüksek-talepli sitelere erişimini kolaylaştırarak web’in kenarında bulunan bireylerin çıkarlarına hizmet ederken, kendi gelirini o merkezdeki sitelerden sağlamaktadır.
P2P hareketindeki diğer öncüler gibi BitTorrent de, Internet anti-merkezciliğine radikal bir yaklaşımda bulunuyor; Her müşteri aynı zamanda bir sağlayıcı oluyor. Dosyalar çoklu-konumlardan sunulabilecek fragmanlara ayrılmış durumda. Diğer kullanıcılara hem bant genişliği, hem de veri sağlayacak şekilde indirici networkünü transparant bir biçimde çalışır duruma getiriyor. Dosyalar daha popüler oldukça bant-genişliğini ve dosya bütününü sağlayan kullanıcı sayısı artacağından daha kolay sunulabiliyor.
Dolayısıyla BitTorrent anahtar bir Web 2.0 prensibi gösteriyor: daha fazla insan bu servisi kullandıkça servis otomatik olarak daha verimli bir hal almakta. Akamai’nin servisini geliştirmek için sunucu artırımında bulunması gerekirken, her BitTorrent kullanıcısı kendi kaynaklarını da beraberinde getirmekte. Servisin, uçları birbirine bağlayarak ve kullanıcıların kendi güçlerini bir araya getirmelerini sağlayarak akıllı bir broker rolünü oynadığı üstü kapalı bir “paylaşım mimarisi”, etik bir işbirliği oluşumu söz konusu.
2. Kollektif Bilinçten Yararlanmak
Web 1.0 döneminde doğan ve Web 2.0′ın oluşumunu sağlayan devlerin başarısının merkezinde yatmakta olan prensip bu gibi gözüküyor; Web’in gücünü kucaklayarak kolektif bilinçten yararlanmak:
Hyperlink Web’in kuruluşudur. Kullanıcılar yeni içerikler ve yeni siteler ekledikçe, içeriği keşfeden ve link veren diğer kullanıcılar sayesinde bu web’in yapısına bağlanmaktadır. Tekrarlılık ya da yoğunluk aracılığıyla giderek daha çok güçlenen kurumlarla, bağlantılar ağı tüm web kullanıcılarının kolektif etkinliğinin bir neticesi olarak organik bir büyüme içindedir.
* Internet’teki ilk büyük başarı hikayesi olan Yahoo! Bir katalog ya da bağlantılar altdizini, binlerce kişinin en iyi çalışmalarının bir yığını olarak ortaya çıkmıştı ki bu daha sonra milyonlarca ağ kullanıcısına yayıldı. Yahoo! Pek çok türde içerik oluşturma işine girişmiş olsa da, değerinin özünü ağ kullanıcılarının kolektif çalışması için bir portal olma işlevi oluşturmaktadır.
* Google’ın, kendisini hızla arama pazarının tartışmasız lideri durumuna getiren atağı PageRank daha iyi arama sonuçları sağlamak üzere sadece belgelerin niteliklerinin değil web’in bağlantı yapısını da kullanan bir model sunuyordu.
* eBay’in ürünü tüm kullanıcılarının kolektifi etkinliğidir; web’in kendisi gibi eBay de kullanıcı etkinliğine cevaben organik biçimde büyür ve şirketin rolü kullanıcı etkinliğinin içinde gerçekleşebileceği bağlama olanak vermektir. Dahası, eBay’in rekabet avantajı tamamen alıcı ve satıcıların kritik kütlesinden gelmektedir ve bu da benzer hizmetler sunan yeni her girişimciyi büyük ölçüde daha az çekici kılmaktadır.
* Amazon Barnesandnoble.com’la aynı ürünleri satmakta ve satıcılardan aynı ürün bilgilerini, kapak resimlerini ve yayın içeriğini almaktadırlar. Ancak Amazon kullanıcı angajmanını bilimselleştirdi. Daha fazla kullanıcı eleştirisi büyüklük kertesine sahipler, her sayfada fiili olarak çeşitli yolarla katılıma çağrıda bulunuyorlar – ve daha da önemlisi daha iyi arama sonuçları elde etmek için kullanıcı etkinliğinden faydalanıyorlar.
Barnesandnoble.com’da yapılan bir aramada şirketin kendi ürünleri ya da sponsor olunan ürünler çıkarken Amazon yalnızca satışlara dayalı olmayan ve Amazon kıdemlilerinin ürünler arası “akış” adını verdikleri başka faktörlere de dayanan eşzamanlı bir hesaplama olan “en popüler” ile daima başı çekiyor. Daha fazla kullanıcı katılımı büyüklük kertesi ile Amazon’un satışlarının da rakiplerini geride bırakması hiç şaşılacak bir şey değil.
Şimdi bu kavrayışı anlayabilen ve belki de bunu daha da öteye taşıyan yenilikçi şirketler web’te izlerini bırakanlar oluyor:
* Bir girdinin herhangi bir web kullanıcısı tarafından eklenebileceği ve her hangi bir diğeri tarafından da düzenlenebileceği gibi ihtimal dışı bir fikir üzerine kurulu bir online ansiklopedi olan Wikipedia, Eric Raymond’ın (orijinalinde açık kaynaklı yazılım bağlamında ortaya atılan) “yeterince göz küresi olduğunda tüm program hataları yüzeyseldir” deyişini yaratımın içeriğine uygulayan radikal bir güven deneyidir.
Wikipedia halihazırda zirvedeki 100 web sitesi arasındadır ve pek çok kişi de çok geçmeden zirvedeki 10 arasına gireceği görüşündedir. Bu içerik yaratımı dinamiklerinde köklü bir değişimdir.
* Son zamanlarda büyük ilgi toplayan iki şirket olan del.icio.us ve Flickr benzeri siteler, serbestçe seçilmiş genelde etiketler denen kelimelerden yararlanarak sitelerin karşılıklı işbirliğine dayalı bir kategorilendirilmesi biçimi olan, bazı insanların (taksonomi sözcüğüne atfen) “folksonomy” dediği bir konseptin öncülüğünü yaptılar.
Etiketlendirme, katı kategorilerdense beynin kendisinin de kullandığı çoklu ve çakışan türden çağrışımları mümkün kılmaktadır. Standart örnekte bir kuklanın Flickr resmi hem “kukla” hem de “sevimli” olarak etiketlendirilebilir ve bu da doğal eksenlerden kaynaklanan kullanıcı etkinliğindeki tüm erişimleri mümkün kılar
* Cloudmark gibi işbirliğine dayalı spam süzme ürünleri e-posta kullanıcılarının neyin spam olduğu neyin olmadığı yönündeki bireysel kararlarını kümeleyerek mesajların kendilerinin analizine dayalı daha iyi sistemler elde eder.
* En büyük internet başarı hikayelerinin ürünlerinin reklamını yapmadığı su götürmez bir gerçektir. Benimsenmeleri “fiili pazarlama” aracılığıyla olur – bu da bir kullanıcıdan doğrudan doğruya diğerine aktarılan tavsiyedir. Hatta işi, hızla yayılmak için reklama güvenen site ya da ürünlerin Web 2.0 olmadığını söylemeye bile vardırabilirisiniz.
* Linux, Apache, MySQ ve Perl, PHP ya da Python kodu da dahil olmak üzere web’teki altyapının çoğu açık kaynağın görevdeş üretimi yönetimlerine dayansa da kendi içlerinde kolektif, ağ tarafından etkinleştirilmiş bir zeka barındırırlar. SourceForge.net’te listelenen 100.000’den fazla açık kaynaklı yazılım projesi mevcuttur. Herkes bir proje ekleyebilir, herkes kodu indirebilir ve kullanabilir ve yeni projeler kullanıcılar onları işler hale getirdikçe çeperden merkeze doğru ilerler; neredeyse tamamen fiili pazarlamaya dayalı bir organik yazılım benimseme süreci.
Ders: Web. 2.0 çağında pazarlama hakimiyetinin anahtarları kullanıcı katılımından doğan ağ etkileridir.
Blog Yayınlama ve Halkın Bilgeliği
Web 2.0’ın en çok çığırtkanlığı yapılan özelliklerinden biri blog yayınlamanın yükselişidir. Web’in ilk günlerinden beri kişisel açılış sayfaları gündemdeydi ve kişisel günlükler ve günlük yorum sütunlarının daha da eski bir tarihi vardır, peki tüm bu yaygara neden?
En temel biçimiyle blog, aslında günlük biçiminde bir kişisel web sayfasıdır. Ama Rich Skrenta’nın da belirttiği gibi, bir blog’un kronolojik düzenlemesi “önemsiz bir fark olarak görünebilir ancak tamamen farklı bir teslim, reklam ve değer zincirinden türemiştir”.
Değişikliğin nedenlerinden biri RSS denilen teknolojidir. İlk hackerların CGI’nin veritabanı-destekli web siteleri oluşturmakta kullanılabileceğinin keşfetmesinden bu yana temel web mimarisindeki en önemli gelişim RSS’dir. RSS kişinin yalnızca bir sayfaya link vermesini değil sayfaya abone olarak sayfa her değiştiğinde bir bildirim almasını mümkün kılmaktadır.
Skrenta buna “artışlı web” demektedir. Diğerleri ise “canlı web”.
Şimdi elbette “dinamik websiteleri” (örneğin dinamik oluşan içeriğe sahip veritabanına dayalı siteler) statik web sayfalarının yerini alalı on yıldan fazla olmuştur. Canlı web’te devingen olan şeyse yalnızca sayfalar değil aynı zamanda linklerdir de. Bir weble verilen bağlantının her tekil giriş için “permalinklerle” ve her değişim için bildirimlerle uzun bir süre boyunca değişen bir sayfaya işaret edebilmesi beklenir. O halde bir RSS beslemesi örneğin bir yer imi ya da tek bir sayfaya verilen bir bağlantıdan daha kuvvetli bir linktir.
Katılımın Mimarisi
Bazı sistemler katılımı teşvik etmek üzere tasarlanmıştır. Dan Bricklin The Cornucopia of the Commons makalesinde geniş bir veritabanı inşa etmenin üç yolu olduğunu belirtmiştir.
İlki Yahoo!’da kanıtlandığı üzere, insanlara bunun için para ödemektir. İkincisi açık kaynak topluluğundan edinilen derslerden ilham alan, aynı işle uğraşacak gönüllüler bulmaktır. Bunun sonucu açık kaynaklı bir Yahoo rakibi olan Open Directory Project’tir.
Ancak Napster üçüncü bir yol göstermiştir. Çünkü Napster varsayılan değerlerini yüklenen her müziğe otomatik olarak hizmet etmeye ayarlamıştı, paylaşılan veritabanının değerini tüm kullanıcılar otomatik olarak paylaşmaktaydı. Diğer tüm P2P dosya paylaşım servisleri de bu yaklaşımı takip etti.
Web 2.0 döneminin kilit derslerinden biri şudur: Kullanıcılar değer katar. Ama kullanıcıların sadece küçük bir yüzdesi uygulamanıza açık yolardan değer katma zahmetine girecektir. Bu yüzden Web 2.0 şirketleri kullanıcı verisi toplamak ve uygulamanın olağan kullanımının bir yan etkisi olarak değer inşa etmek için dahili varsayılanlar ayarlıyor. Yukarıda belirtildiği gibi, ne kadar çok insan tarafından kullanılırlarsa o kadar iyi hale gelen sistemler inşa ediyorlar.
Mitch Kapor bir zamanlar “mimari”nin siyaset olduğunu belirtmişti. Katılım Napster’ın yapısına içkin bir şeydir, temel mimarisinin bir parçasıdır.
Bu mimari kavrayış açık kaynaklı yazılımın başarısında da daha sık dile getirilen gönüllülükten daha merkezi bir yer tutuyor olabilir. İnternetin ve World Wide Web’in mimarisi de Linux, Apache ve Perl gibi açık kaynak yazılımları gibi kendi “bencil” ilgilerinin peşinden giden kullanıcıların otomatik bir yan ürün olarak kolektif değeri üretmesi biçimindedir. Bu projelerden her biri küçük bir çekirdek, iyi tanımlı uzantı mekanizmasına ve iyi niyetli her içeriğin herkesçe eklenmesine izin vererek Perl’in yaratıcısı Larry Wall’ın “soğan” dediği şeyin dış katmanlarını genişleten bir yaklaşıma sahiptir. Başka bir deyişle bu teknolojiler ağ etkileri göstermektedir, tam da tasarlandıkları gibi.
Bu projelerin doğal bir katılım mimarisine sahip olduğu görülebilir. Ama Amazon’un ortaya koyduğu gibi sürekli bir çabayla (ve tabii İş ortaklığı programı gibi ekonomik teşviklerle) böyle bir mimariyi normalde buna sahip değilmiş gibi görünen bir sistem oturtmak da mümkündür.
RSS ayrıca bir sayfayı görmenin tek yolunun ağ tarayıcısı olmaması anlamına da gelir. Bloglines gibi bazı RSS kümeleyicileri web-tabanlıdır, diğerleri ise masaüstü istemcisidir ve daha başkaları ise taşınır aygıtların sürekli güncellenen içeriğe abone olmasını mümkün kılmaktadır.
RSS artık sadece yeni blog girişleri hakkında bildirimler iletmeye değil stok fiyatları, hava durumu ve resim kullanılırlığı da dahil her türden veriyi iletmeye alışmaktadır. Bu kullanım aslında bir nevi köklerine dönüş sayılır: RSS 1997’de Dave Winer’ın blog güncellemelerini iletmek için kullanılan “Son Derece Kolay Sendikasyon” teknolojisi ve Netscape’in müşterilere sürekli güncellenen veri akışlarıyla özel Netscape açılış sayfaları oluşturma imkanı veren “Zengin Site Özeti”nin kesişmesinden doğmuştu.
Netscape değer kaybetti ama Winer’ın şirketi olan bloglama öncüsü Userland teknolojiyi ileri taşıdı. Mevcut uygulama bolluğu içinde her iki ebeveynin mirasını da görmemiz mümkün.
Ama RSS bir weblog’u bir web sayfasından farklı kılan şeylerden yalnızca biri. Tom Coates permalinkin önemine dikkat çekiyor:
Şu anda önemsiz bire işlev gibi görünebilir ancak weblogları kolay yayıncılık olgusundan çakışan toplulukların etkileşimli sofrasına etkin biçimde dönüştüren araç buydu. İlk defa başka birinin sitesindeki son derece spesifik bir postayı işaret etmek ve onun hakkında konuşmak bu kadar kolay hale geldi.
Tartışma ortaya çıktı. Sohbet ortaya çıktı. Ve – sonuç olarak – dostluklar ortaya çıktı ya da daha sabit hale geldi. Permalink, webloglar arasında köprüler inşa etmeye yönelik ilk – ve en başarılı – girişimdi.
Pek çok bakımdan RSS ve permalinklerin bileşimi NNTP, Usenet Network Haberleri Protokolü’nün pek çok özelliğini HTTP’ye web protokolüne eklemektedir. “Blogküre”, ilk internetin etkileşimli mola yerleri olan Usenet ve duyuru panolarının yeni ve eş düzeyde dengi olarak düşünülebilir. İnsanlar birbirlerinin sitelerine abone olmakla ve bir sayfadaki tek tek yorumlara kolayca bağlantı vermekle kalmıyor aynı zamanda geri izlemeler olarak bilinen bir mekanizma aracılığıyla başka biri sayfalarına bağlantı verdiğinde görebiliyor ve ya karşılıklı link vererek ya da yorumda bulunarak yanıt verebiliyor.
Tuhaftır ki, çift-yönlü linkler Xanadu gibi ilk hipermetin sistemlerinin hedefiydi. Hipermetin taraftarları geri izlemeleri çift-yönlü bağlantılara doğru atılan bir adım olarak kutladılar. Ama geri izlemelerin tam olarak çift-yönlü olmadığını, daha ziyade çift-yönlü bağlantı etkisi yaratan hakiki (potansiyel) tek-yönlü bağlantılar olduğunu unutmayalım.
Ayrım çok ince görünebilir ama pratikte devasadır. Friendster, Orkut ve LinkedIn gibi bağlantı kurmak için alıcının bilgilendirilmesini gerektiren sosyal ağ-oluşturma sistemleri web’le aynı ölçeklenirliği paylaşmaktadır. Flickr resim paylaşım servisinin yaratıcısı Caterina Fake tarafından belirtildiği gibi uyarı yalnızca tesadüfen karşılıklıdır. (Flickr böylece kullanıcıların izleme listeleri oluşturmasına olanak verir —her kullanıcı bir diğerinin resim akışına RSS aracılığıyla ulaşabilir. Uyarı nesnesi bilgilendirilir ancak bağlantıyı onaylaması gerekmez.)
Web 2.0’ın önemli bir kısmı kolektif zekayı kullanmak, web’i bir çeşit küresel beyne dönüştürmekse, blogküre de ön-beyindeki sabit zihinsel çatlağın dengidir, hepimizin kafasında yankılanan sestir. Genellikle bilinçdışı olan, beynin derin yapısını yansıtmayabilir ama bunun yerine bilinçli düşünceye eşdeğerdir. Ve bilinçli düşünce ve dikkatin bir yansıması olarak blogküre kuvvetli bir etkiye sahip olmaya başlamıştır.
Öncelikle, arama motorları faydalı sayfaları bulmaya yardım etmek için bağlantı yapısını kullandığı için blogçular en hızlı çoğalan ve güncel bağlantı vericiler oldukları için arama motoru sonuçlarını şekillendirmede aşırı büyük bir role sahipler. İkinci olarak bloglama topluluğu son derece öz-referanslı bir topluluk olduğu için, diğer blogçulara dikkat eden blogçular onların görünürlüğünü ve gücünü abartırlar. Eleştirmenlerin kınadığı “yankı odası” da bir yükselteçtir.
Sadece bir yükselteç olsaydı bloglama pek de ilginç olmazdı. Ama tıpkı Wikipedia gibi bloglama da kolektif zekayı bir filtre olarak kullanır. James Suriowecki’nin “kalabalıkların bilgeliği” adını verdiği şey sahne alır PageRank nasıl herhangi bir tekil belgenin analizinden daha iyi sonuçlar veriyorsa blogkürenin kolektif dikkati de değeri belirler.
Ana akım medya bireysel blogları rakip olarak görse de gerçekte korkutucu olan rekabetin bir bütün olarak blogküre ile olmasıdır. Bu yalnızca siteler arası bir rekabet değildir, iş modelleri arasında bir rekabettir. Web 2.0’ın dünyası Dan Gillmor’un “biz, medya” dediği, sahne arkasındaki birkaç insanın değil “eskiden izleyici olanların” neyin önemli olduğuna karar verdiği bir dünyadır.
3. Veri İçerideki Bir Sonraki İntel’dir
Bugüne kadar olan tüm önemli internet uygulamaları özelleştirilmiş bir veri tabanıyla takviye edilmiştir: Google’ın web crawl’ı, Yahoo!’nun altdizini (ve web crawl’ı), Amazon’un ürün veritabanı, eBay’in ürün ve satıcı veritabanı, MapQuest’in harita veritabanları, Napster’ın dağıtılmış şarkı veritabanı.
Hal Varian geçen yıl kişisel bir konuşmada “SQL yeni HTML’dir” dedi.
Veritabanı yönetimi Web 2.0 şirketleri için ana yarışlardan biri, öyle ki bu uygulamalardan bahsederken bazen yazılım yerine “infoware” sözcüğünü kullanıyoruz.
Bu gerçek bizi kilit bir soruya götürüyor.
Verinin sahibi kimdir?
İnternet çağında insan, veritabanı denetiminin bir pazar denetimine yol açtığı ve mali hasılatları aştığı bir dizi vaka görebilir. Başlangıçta hükümet kararıyla Network Solutions’a (daha sonradan Versign tarafından alınmıştır) tahsis edilen alan adı kaydı tekeli internetin çok para getiren ilklerindendi.
Yazılım API’lerini kontrol etme suretiyle elde edilen iş avantajının internet çağında daha güç olduğunu öne sürdüğümüz halde şifre veri kaynaklarının denetimi böyle değildir, özellikle de veri kaynağı yaratmak pahalıysa ya da ağ etkileri aracılığıyla giderek artan hasılatlara tabiiyse.
MapQuest, maps.yahoo.com, maps.msn.com ya da maps.google.com tarafından sağlanan her haritanın altındaki telif hakkı uyarılarına baktığınızda “Haritaların telif hakları NavTeq, Teleatlas’a aittir” ibaresini görürsünüz ya da yeni uydu görüntü hizmetlerinde “Görüntülerin telif hakları Digital Globe’a aittir” ibaresini.
Bu şirketler veritabanlarına sağlam yatırımlar yapmışlardır (Belirtildiğine göre sırf NavTeq sokak adresleri ve yönleri veritabanını inşa etmek için 750 milyon dolarlık yatırım yapmıştır. Digital Globe hükümet tarafından sağlanan görüntüyü geliştirmek üzere kendi uydularını fırlatmak için 500 milyon dolar harcamıştır.) NavTeq işi İntel’in Intel’in Intel Inside logosunu taklit etmeye kadar vardırmıştır. Yön güdüm sistemi bulunan arabalar “NavTeq Onboard” imgesini taşımakta. Veri bu uygulamalar için tam da Intel Inside gibidir; yazılım altyapısı büyük ölçüde açık kaynaklı olan sistemlerin tek kaynak bileşenidir aksi halde ise metalaşmıştır.
Şimdi büyük oranda itiraz edilen web haritacılığı alanı, bir uygulamanın ana verisine sahip olmanın onun rekabete açık konumunu engelleyeceğinin önemini anlamadaki başarısızlığı göstermektedir.
MapQuest web haritacılığı kategorisine 1995′te öncülük etti ve Yahoo!, ardından Microsoft ve son olarak da Google pazraa girmeye karar verdiklerinde sırf ayını verinin lisansını alarak rakip bir uygulama sunabildiler.
Ne var ki Amazon.com buna taban tabana zıt bir konumdadır. Rakipleri Barnesandnoble.com gibi Amazon’un veritabanı da ISBN kayıt sunucusu R. R. Bowker’dan gelmekteydi. Ama MapQuset’in aksine Amazon elindeki veriyi kapak sayfası, içindekiler, dizin ve örnek materyal gibi yayıncı tarafından sağlanan veriyle amansızca genişletti. Daha da önemlisi kullanıcılarını veriye ek açıklama yapmaya teşvik ettiler ve sonuçta on yılın sonunda kitaplar hakkında kaynakça verisi, tüketicilerin yanı sıra akademisyenler ve kütüphaneciler için de bir başvuru kaynağı olarak temel kaynak Bowker değil Amazon. Amazon ayrıca kendi müseccel tanıtıcısı olan ve ISBN yerine geçerek birinin olduğu durumda diğeri olmadan da ürünler için eşdeğer bir isim hanesi oluşturan ASIN’i oluşturdu. Amazon veri sağlayıcılarını etkin biçimde “kuşattı ve genişletti”.
MapQuset’in aynı şeyi yaptığını ve kullanıcılarını değer katmanları ekleyerek, harita ve yönlere ek açıklamalar getirmeye teşvik ettiğini düşünün. Rakipleri için sadece temel verinin lisansını alarak pazara girmek çok zor olurdu.
Google Maps’in yeni sunumu uygulama satıcıları ve veri sağlayıcıları arasındaki rekabet için canlı bir laboratuar sunmakta. Google’ın hafif yüklü programlama modeli Google Maps’i internet üzerinden erişilebilir diğer veri kaynaklarına bağlayan mashup’lar biçiminde sayısız değer-ilaveli hizmetin oluşturulmasına yol açmıştır. Paul Rademacher’ın, Google Maps’i Craigslist daire kiralama ve ev satış verisiyle birleştirerek etkileşimli bir arama aracı geliştirdiği housingmaps.com, böyle bir mashup’a seçkin bir örnek olarak gösterilebilir.
Şu anda bu mashuplar daha çok hackerlar tarafından yapılan yenilikçi deneylerdir. Ama girişimci etkinlik de hemen peşindedir. Ve daha şimdiden en azından bir geliştirici sınıfı için Google’ın veri kaynağı rolünü Navteq’ten aldığı ve kendilerini tercih edilen bir aracı kıldıkları görülebilir.
Önümüzdeki birkaç yıl içinde her iki taraf da önemli belirli veri sınıflarının Web 2.0 uygulamaları için payandalar oluşturabileceğini fark ederken veri sağlayıcılar ve uygulama satıcıları arasında geçecek çarpışmalara tanıklık etmeyi umabiliriz.
Yarış belli ana veri sınıflarına sahip olmak içindir: konum, kimlik, kamu etkinliklerinin ajandası, ürün tanıtıcılar ve isim haneleri. Veriyi oluşturmanın maliyetinin yüksek olacağı pek çok durumda tek veri kaynaklı Intel Insıde tarzı bir oyun fırsatı doğacaktır. Diğer durumlarda ise kazanan kullanıcı yığılmasıyla kritik kütleye ilk ulaşana ve bu kümelenen veriyi sistemin hizmetine kullanabilen ilk şirket olacaktır.
Örneğin kimlik alanında PayPal, Amazon’un Tek-Tuş’u ve milyonlarca iletişim sistemi kullanıcılarının hepsi de tüm ağa yayılacak bir veri tabanı inşa etmekte meşru rakipler olabilir. (Bu bakımdan Google’ın cep telefonu numaralarını Gmail hesapları için bir tanıtıcı olarak kullanma girişimi telefon sistemini kuşatma ve genişletmeye yönelik bir adım olabilir.) Bu arada, Sxip gibi başlangıçlar muntazam bir Web 2.0 kimlik altdizgesi sağlayacak bir çeşit “dağıtılmış Tek-Tuş” arayışı içinde birleşik kimliğin potansiyelini keşfe çıkıyor. Ajanda oluşturma alanında EVDB, wiki-tarzında bir katılım mimarisi ile dünyanın en büyük paylaşılan takvimini oluşturma girişimidir. Jüri tek tek herhangi bir başlangıç ya da yaklaşımın başarısı konusunda suskun olsa da belli veri sınıflarını “internet işletim sisteminin” güvenilir altdizgeleri haline getiren bu alanlardaki standartlar ve çözümler gelecek uygulama neslini canlandıracaktır.
Veri konusunda bir nokta daha belirtilmelidir ve bu da mahremiyet ve kendi verileri üzerindeki hakları konusundaki kullanıcı kaygılarıdır. İlk web uygulamalarının çoğunda telif hakkı çok gevşek biçimde dayatılıyordu. Örneğin Amazon siteye yapılan her yorum üzerinde hak iddia etmekte ancak yaptırım olmaması durumunda insanlar aynı yorumu başka ere de gönderebilir. Ancak şirketler veri üzerinde denetimin rekabet avantajı olarak esas kaynakları olduğunu farketmeye başladıklarında denetim konusunda daha ileri girişimlere rastlayabiliriz.
Nasıl ki tescilli yazılımın artışı Özgür Yazılım hareketine yol açtıysa tescilli veritabanlarının da önümüzdeki on yılda Özgür Veri hareketine yol açmasını bekleyebiliriz. Wikipedia, Creative Commons gibi projelerde ve kullanıcılara bilgisayarlarında verinin nasıl görüneceğini kontrol etme olanağı veren Greasemonkey gibi yazılım projelerinde aynı kuvvetle karşı koyan bu eğilimin ilk işaretlerini görebiliriz
. Yazılım Sürümü Döngüsünün Sonu
Önceki bölümde, Netscape’e karşı Google tartışmasında belirtildiği gibi internet çağı yazılımlarının belirleyici özelliklerinden biri bir ürün olarak değil bir hizmet olarak iletilmesidir. Bu gerçek böyle bir şirketin iş modelinde bir dizi köklü değişikliği de beraberinde getirmekte:
1. İşlemler ana rekabeti oluşturmalı; Google ya da Yahoo!nun ürün geliştirmedeki uzmanlıkları günlük işlemlerdeki uzmanlıkta karşılık bulmalı. Yapay olgu olarak yazılımdan, yazılım gündelik bir temelde tesesi edilmemişse çalışmayacağı hizmet olarak yazılıma geçmek son derece önemlidir.
Google sürekli olarak webi taramalı ve endekslerini güncellemeli, sürekli olarak spam bağlantılarını ya da sonuçlarını etkileyecek girişimleri süzmeli, sürekli ve devingen biçimde yüz milyonlarca eşzamansız kullanıcı sorgusuna yanıt vermeli ve bunları eşzamanlı olarak bağlama uygun reklamlarla eşleştirmelidir.
Google’ın sistem yönetimi, ağ oluşturma ve yük dengelemesi tekniklerinin belki arama algoritmalarından da sıkı saklanan sırlar olması tesadüf değildir. Google’ın bu işlemlerin otomasyonundaki başarısı rakipleri karşısındaki avantajının kilit bir parçasıdır.
Ayrıca Perl, Python, PHP, ve şimdi de Ruby gibi yazı dillerinin web 2.0 şirketleri için bu kadar büyük bir rolü olması da tesadüf değildir.
Perl’in, Sun’ın ilk web sorumlusu Hassan Schroeder tarafından yapılan ünlü tanımı şöyledir: “internetin koli bandı”. Dinamik diller (genelde betik dilleri denen ve yapay olgular yazılımı döneminin yazılımcıları tarafından üstten bakılan diller) sürekli değişimi gerektiren dinamik sistemler kuran uygulama geliştiricilerinin olduğu kadar sistem ve ağ yöneticilerinin de tercihidir.
2. Açık kaynak yazılım pratiklerinin yansıması olarak (söz konusu yazılım açık kaynak lisanslı altında çıkarılmayacak bile olsa) kullanıcılara ortak-geliştirici gibi davranılmalıdır. Açık kaynak özdeyişi ”erken sürüm ve sık sürüm” aslında aylık, haftalık ve hatta günlük olarak çıkarılan yeni özelliklerle ürünün açık olarak geliştirildiği daha da radikal bir konuma gelmiştir: “daima beta”. Gmail, Google Maps, Flick, del.icio.us ve benzeri hizmetlerin birer birer yıllarca “Beta” logosu taşımasının beklenmesi bir tesadüf değildir.
Hangi yeni özelliklerin kullanıldığını ve bunların nasıl kullanıldığını görmek üzere kullanıcı davranışının gerçek zamanlı izlemesi böylece gerekli ana rekabetler arasında yerini alıyor. Büyük bir çevrimiçi servisin web geliştiricisi şöyle diyor:
Sitenin bir yerlerine her gün bir ya da iki yeni özellik koyuyoruz ve kullanıcılar bunları benimsemezse kaldırıyoruz. Eğer beğenirlerse bunu tüm siteye yayıyoruz.
Flickr’ın baş geliştiricisi olan Cal Henderson geçenlerde her yarım saatte bir yeni yapılar açtıklarını açıkladı. Bu belirgin biçimde radikal bir gelişim modeli! Tüm web uygulamaları Flickr kadar uç bir tarzda geliştirilmiyorsa da nedeyse her web uygulamasının PC ya da müşteri-servis sağlayıcısı döneninden tamamen farklı bir gelişim döngüsü var.
İşte bu yüzden geçenlerde ZDnet başyazısında Microsoft’un Google’ı yenemeyeceği öne sürüldü:
Microsoft’un iş modeli her iki ya da üç yılda bir bilgisayar ortamlarını yükselten herkese dayanmaktadır. Google’ınki ise her gün bilgisayara ortamlarında yeni ne olduğunu araştıran herkese dayalıdır.
Microsoft ders çıkarmada büyük maharet göstermiş olsa da ve rekabette sınır tanımasa da bu kez rekabetin Mirosoft’u (ve daha genel olarak da varolan tüm yazılım şirketlerini) tamamen farklı türde bir şirket olmaya iteceği çok açıktır. Yerel Web 2.0 şirketleri doğal bir avantajın keyfini sürüyor çünkü üzerlerinden atmaları gereken eski motiflere (ve de buna denk düşen iş modellerine ve gelir kaynaklarına) sahip değiller.
5. Hafif yüklü Programlama Yöntemleri
Web hizmetleri fikri bir kez geçer akçe oldu mu büyük şirketler çarpışmaya dağıtılmış uygulamalar için güvenilirliği son derece yüksek ortamlar yaratmak üzere tasarlanmış karmaşık bir web hizmetleri yığınıyla daldılar.
Ama web tam da hipermetin (hypertext) teorisinin çoğundan kurtulup ideal tasarım yerine basit bir faydacılığı koyduğu için başarılı olduğu ölçüde, karmaşık ticari web hizmetleri hâlâ daha geniş yayılım yakalamayı beklerken RSS de basitliği nedeniyle belki de en yaygın biricik web hizmeti haline geldi.
Aynı şekilde, Amazon.com’un web hizmetleri de iki biçimde sunulmaktadır: biri SOAP’un (Simple Object Access Protocol – Basit Nesne Erişim Protokolü) şekilciliklerine bağlı kalan web hizmetleri kümesi, diğeri ise bazen REST (Representational State Transfer – Temsili Durum Aktarımı) de denilen hafif yüklü bir yaklaşımla sadece http üzerinden XML verisi sağlamak.
Yüksek değerli B2B bağlantıları (Amazon ile ToysRUs gibi perakende ortakları arasında olduğu gibi) SOAP kümesini kullanırlarken Amazon Amazon kullanımın 95%’inin hafif yüklü REST hizmetine yönelik olduğunu belirtiyor.
Aynı basitlik arayışı diğer “organik” web hizmetlerinde de görülebilir. Google’ın son ürünü Google Maps buna bir örnek olabilir. Google Maps’in basit AJAX (Javascript ve XML) arayüzü bu veriyi daha sonra yeni hizmetlere katacak olan hackerlar tarafından kolayca çözüldü.
MapQuest ve MicrosoftMapPoint’in yanı sıra ESRI gibi GIS satıcıları da bir süre için haritacılıkla ilgili web hizmetleri sundular. Ama GoogleMaps basitliği sayesinde tüm dünyayı kasıp kavurdu. Resmî satıcı-destekli web hizmetleriyle deneylere girişmek taraflar arasında resmî sözleşme gerektirirken Googlemaps’in uygulanma biçimi verinin alınmasına izin verdi ve hackerlar çok geçmeden veriyi yaratıcı biçimde yeniden kullanmanın yollarını buldular.
Buradan çıkarılacak pek çok önemli ders vardır:
1. Gevşek bağlı sistemlere olanak tanıyan hafif-yüklü programlamayı destekleyin. Tüzel sponsorlu web hizmetleri kümesinin karmaşıklığı sıkı bağlaşımı etkinleştirmek üzere tasarlanmıştır. Bu pek çok durumda gerekli olduğu halde en ilginç uygulamaların çoğu yine de gevşek bağlı, hatta kırılgan kalabiliyor. Web 2.0’ın zihin dizgesi klasik IT zihin dizgesinden son derece farklı!
2. Sendikasyonu düşünün, koordinasyonu değil. RSS ve REST tabanlı hizmetler gibi basit web hizmetleri veriyi dışarıya satmakla ilgilidir, bağlantının diğer ucuna vardığında ne olacağını denetlemekle değil. Bu düşünce bizzat internetin temelinde yatmaktadır ve uçtan-ucalık ilkesi olarak bilinen bir düşüncedir.
3. “Hacklenirlik” ve karıştırılabilirliğe uygun tasarım. Özgün web, RSS ve AJAX gibi sitemlerin hepsinin ortak özelliği şudur: yeniden kullanmaya karşı engeller son derece düşüktür. Yararlı yazılımların çoğu aslında açık kaynaklandırma öyle olmadığında bile entelektüel mülkiyet korumasına yönelik çok az şey içerir. Web tarayıcının “Kaynağı Göster” seçeneği her kullanıcı için başka bir kullanıcının web sayfasını kopyalamayı mümkün kılmaktadır; RSS kullanıcıya istediği içeriği bilgi sağlayıcının emrine amade olmadan istediği zaman görmesini sağlamak üzere tasarlanmıştır; en başarılı web hizmetleri yaratıcıları tarafından hiç düşünülmemiş yönlere çekilmesi en kolay olanlar olmuştur. Creative Commons tarafından tipik “her hakkı saklıdır” sözüne karşı üretilmiş olan “bazı hakları saklıdır” sözü faydalı bir yol levhasıdır.
Kurguda Yenilenme
Hafif yüklü iş modelleri hafif yüklü programcılık ve hafif yüklü bağlantıların doğal sonucudur. Web 2.0 zihin dizgesi yeniden kullanım için idealdir. Housingmaps.com gibi yeni bir hizmet sadece varolan iki hizmeti birbirine uydurarak inşa edilmiştir.
Housingmaps.com bir iş modeline sahip değildir (henüz) – ama pek çok küçük-çaplı hizmet için Google AdSense (ya da Amazon ortakları ücretleri ya a her ikisi de) bir gelir modeline eşdeğerde denklik sağlamaktadır.
Bu örnekler bir başka kilit web 2.0 ilkesine dair bir fikir veriyor; “kurguda yenilenme” dediğimiz bir ilke. Meta bileşenleri bol olduğunda sadece onları yeni ya da etkili yollarla kurgulayarak değer üretebilirsiniz. Nasıl ki böyle bir kurguyu bilimselleştiren Dell gibi şirketlerle PC devrimi iş modeli olarak ürün gelişiminde yenilenmeyi temel alan şirketleri yenilgiye uğratarak meta donanımı kurgusunda pek çok yenilik fırsatı sağladıysa Web 2.0’ın da şirketlere diğerleri tarafından sağlanan hizmetleri kullanma ve tamamlamada daha iyiye giderek yarışı kazanma fırsatları sunacağına inanıyoruz.
6. Tek Bir Aygıt Düzeyinin Üzerinde Yazılım
Web 2.0 hakkında belirtilmesi gereken bir başka husus da artık PC altyapısıyla sınırlı olmadığıdır. Uzun süre Microsoft’ta geliştirici olarak çalışan Dave Stutz ayrılış tavsiyesi olarak şunun altını çizdi: “Tek bir aygıt düzeyinin üstünde yazılan faydalı yazılım yüksek marjların gelişini uzun süre elinde tutacak.”
Elbette tüm web uygulamaları tek bir aygıt düzeyinin üzerinde yazılımlar olarak görülebilir. Ne de olsa en basit web uygulaması bile iki bilgisayar gerektirir: web sunucusunu barındıran bilgisayar ve tarayıcıyı barındıran bilgisayar. Ve öne sürdüğümüz gibi web’in bir altyapı olarak gelişimi bu düşünceyi pek çok bilgisayar tarafından sağlanan hizmetlerden oluşan yapay uygulamalara da vardırıyor.
Ama 2.0 olmanın yeni bir şey ifade etmediği daha ziyade web altyapısının gerçek potansiyelinin tam olarak farkına varmak anlamına geldiği her Web 2.0 alanında bu özdeyiş bize yeni platformda uygulamalar ve hizmetleri nasıl tasarlamak gerektiği konusunda bize kilit bir kavrayış sunmakta.
Bugüne dek iTunes bu ilkenin en iyi örneğini oluşturmuştur. Bu uygulama PC’nin yerel bir önbellek ve denetim istasyonu gibi işlemesi sonucu elde taşınır aygıttan kütlesel bir web sunucu uygulamasına muntazaman ulaşır. Daha önce web içeriğini taşınır aygıtlara ulaştırmak için pek çok girişim oldu ama iPod/iTunes bileşimi yerden göğe varana dek tüm araçlar için tasarlanmış ilk uygulama. TiVo da diğer bir iyi örnek.
iTunes ev Tivo Web 2.0’ın diğer temel ilkelerinin pek çoğunu daha taşımakta.Kendiliğinden web uygulamaları değiller ama web altyapısının gücünü artırıyorlar, onu altyapının muntazam, neredeyse görünmez bir parçası kılıyorlar. Veri yönetimi sundukları şeyin tam göbeğinde yer alıyor. Paketlenmiş birer uygulama değil birer hizmetler (her ne kadar iTunes örneğinde, kullanıcının yalnızca yerel verisini düzenleyen paketlenmiş bir uygulama olarak kullanılabiliyor olsa da.) Dahası, hem TiVo hem de iTunes kolektif zekanın kullanımında bir filizlenme gösteriyor ancak her iki örnekte de deneyleri IP lobisininkilerle savaş halinde. iTunes’ta yalnızca sınırlı bir katılım mimarisi mevcut ancak yeni eklenen podcasting denklemi büyük oranda değiştiriyor.
Bu, yeni altyapıya giderek daha fazla aygıt bağlandıkça Web 2.0’da büyük değişimler görmeyi umduğumuz alanlardan birisi. Telefonlarımız ya da arabalarımız veri tüketmeyip veri bildirdiğinde hangi uygulamalarla karşılaşacağız. Gerçek zamanlı trafik izlemesi, kalabalık görüntüleri ve vatandaş gazeteciliği yeni platformun yapabileceklerinin sadece birkaç uyarı işareti.
7. Zengin Kullanıcı Deneyimi
Daha Pei Wei’nin 1992’deki Viola tarayıcısı zamanında bile web “küçük uygulamalar” ve web tarayıcısı dahilinde başka etkin içerik türleri göndermek üzere kullanılıyordu. Java’nın 1995’teki ortaya çıkışı bu küçük uygulamaların gönderilmesi etrafında şekillenmişti.
Java Script ve ardından da DHTML müşteri dostu programlamacılık ve daha zengin kullanıcı deneyimi sağlayan hafif yüklü yöntemler olarak sunulmuştu. Yıllar önce Macromedia Flash’ın sadece multimedya değil aynı zamanda da GKA (Grafik Kullanıcı Arayüzü) türü uygulama deneyimlerini göndermeye de yaradığını vurgulamak için “Zengin İnternet Uygulamacıkları” sözünü uydurmuştu (bu sözcük sonradan açık kaynaklı Flash rakibi Laszlo Sistemleri tarafından kullanıldı).
Ne var ki web’in tam kapasite uygulama gönderme potansiyeli Google Gmail’i sunana kadar su yüzüne çıkmadı, bunun hemen ardından Google Maps, zengin kullanıcı arayüzüne ve PC’ye eşdeğer etkileşime sahip web tabanlı uygulamalar geldi.
Google tarafından kullanılan teknolojilerin bir koleksiyonu web tasarım şirketi Adaptive Path’tan Jesse James Garrett tarafından yazılan ufuk açıcı bir makalede isim koyulmuş AJAX’tı. Şöyle yazıyordu:
Ajax teknoloji değildir. Aslında, her biri kendi yolunda serpilip büyüyen ve güçlü yeni yollarda bir araya gelen birden fazla teknolojidir. Ajax şunlardan oluşur:
- XHTML ve CSS kullanan standart-tabanlı sunum
- devingen ekran ve Belge Nesne Modeli kullanan etkileşim
- XML ve XSLT kullanan veri alışverişi ve işlemesi
- XMLHttpRequest kullanan eşzamansız veri alımı
- ve her şeyi bir araya getiren JavaScript
AJAX aynı zamanda Gmail ve Orkut gibi diğer Google uygulamalarının yanı sıra Flickr, şimdi kısmen Yahoo!, 37signal’in uygulama yığınak kampı ve sırt çantası gibi Web 2.0 uygulamaları için kilit bir bileşen. Web geliştiricileri nihayet yerel PC-tabanlı uygulamalar kadar zengin web uygulamaları geliştirirlerken eşi görülmemiş bir kullanıcı arayüzü yeniliği dönemine giriyoruz.
İlginçtir ki şimdi keşfe çıkılan pek çok olanak aslında yıllardır mevcuttu. 90’ların sonunda hem Microsoft hem de Netscape şimdi gerçekleştirilenlere benzer olanaklara dair bir vizyona sahipti ama kullanılacak standartlar üzerine giriştikleri mücadele çapraz-tarayıcı uygulamalarının önünü kesti. Ancak Microsft tarayıcı savaşlarını kazandıktan ve fiili olarak yazılacak tek bir tarayıcı standardı var olduktan sonra bu türden uygulamaların önü açıldı. Ve Firefox tarayıcı pazarına rekabeti yeniden getirse de en azından şimdiye dek gelişimi 90’lı yılara geri taşıyan yıkıcı bir web standartları rekabetiyle karşılaşmadık.
Önümüzdeki birkaç yıl içinde pek çok yeni web uygulaması görmeyi bekliyoruz hepsinin de gerçekten yeni uygulamalar olmasını ve PC uygulamaları için zengin web yeniden yürütmeleri. Şimdiye dek gerçekleşen her veri değişimi aynı zamanda eski altyapının egemen uygulamalarında bir liderlik değişimi fırsatı oluşturdu.
Gmail şimdiden e-posta konusunda web’in kuvvetli yanlarını (her yerden ulaşılırlık, köklü veritabanı yeterliği, araştırılabilirlik) PC arayüzlerine kullanılırlık açısından yaklaşan kullanıcı arayüzlerini birleştirerek bazı ilginç yenilikler getirdi. Bu arada PC platformundaki diğer istemciler IM ve kabul olanakları ekleyerek sorunun diğer tarafından çöpleniyorlar.
Web uygulamalarının zengin olanaklarına ses olanakları eklemek üzere VoIP’yi kullanarak E-posta, IM ve cep telefonunun en iyilerini birleştiren birleşik bir istemcinin ne kadar uzağındayız. Yarış devam ediyor.
Web 2.0 Tasarım Motifleri
A Pattern Language adlı kitabında Christopher Alexander, mimari sorunlara özlü çözüm reçeteleri için bir biçim hazırlıyor. Şöyle yazıyor:
Her bir motif ortamımızda tekrar tekrar meydan gelen bir sorunu ve ardından da bu sorunun çözümünü bu çözümü aynı şeyi iki kez yapmadan milyonlarca kez tekrarlayabileceğiniz bir biçimde tanımlamaktadır.
1. Uzun Kuyruk Küçük siteler internet içeriğinin yığınını oluşturuyor; küçük boşluklar internet yığınının olası uygulamalarını oluşturuyor. O halde: Müşteri öz-hizmetini ve algoritmik veri yönetimini tüm web’e, yalnızca merkeze değil çeperlere de, sadece başa değil uzun kuyruğa da ulaşacak şekilde yukarı çekin.
2. Veri İçerideki Bir Sonraki İntel’dir O halde: Rekabet üstünlüğü için eşsiz, yeniden yaratılması güç bir veri yaratın.
3. Kullanıcılar Değer Katar Internet uygulamalarında rekabet üstünlüğü için kilit nokta kullanıcıların senin sağladığın veriye ne kadar veri katabildikleridir. O halde: “Katılım mimarinizi” yazılım geliştirmeye kapatmayın. Kullanıcılarınızın hem dolaylı hem de dolaysız yollardan uygulamanıza değer katmasına izin verin.
4. Ağ Varsayılan Üzerinde Etki Eder Kullanıcıların sadece küçük bir yüzdesi uygulamanıza açık yolardan değer katma zahmetine girecektir. O halde: Kullanıcıların verinizi kullanmalarının bir yan etkisi olarak kullanıcı verisi kümeleyecekleri dahili varsayılanlar ayarlayın.
5. Bazı Hakları Saklı. Entelektüel mülkiyet koruması yeniden kullanmayı sınırlar ve deneyin önüne geçer. O halde: Özel koruma değil de kolektif benimseme çıkar getirecekse benimsemeyi asgari düzeyde engelleyin. Mevcut standartları izleyin ve olabildiğince az kısıtlama getiren lisanslar kullanın. “Hacklenirlik” ve karıştırılabilirliğe uygun tasarım yapın.
6. Daima Beta Aygıtlar ve programlar internete bağlandığında uygulamalar artık yazılım nesneleri değildir süre giden hizmetlerdir. O halde: Yekpare sürümler için yeni özellikler paketlemeyin, bunun yerine bunları olağan kullanıcı deneyiminin düzenli bir parçası haline getirin. Kullanıcılarınız gerçek zamanlı deneyenler olarak teşvik edin ve hizmetinizi insanların yeni özellikleri nasıl kullandığını öğrenebileceğiniz şekilde donatın.
7. Denetlemeyin, İşbirliği Yapın; Web 2.0 uygulamaları bir arada işleyen bir veri hizmetleri ağı olarak inşa edilmiştir. O halde: Web hizmeti arayüzleri ve içerik sendikasyonu sunun ve diğerlerinin veri hizmetlerini yeniden kullanın. Gevşek bağlı sistemlere olanak tanıyan hafif-yüklü programlamayı destekleyin.
8. Tek Bir Aygıt Düzeyinin Üzerinde Yazılım
PC artık internet uygulamaları için tek erişim aygıtı değil ve tek bir aygıtla sınırlı uygulamalar bağlı olanlara göre daha az değerli.
O halde: Uygulamanızı daha baştan taşınabilir cihazlar, PC’ler ve internet servis sağlayıcılar arasındaki hizmetlere uyum sağlayabilecek şekilde tasarlayın.
Web 2.0’ın adres defterini de nasıl yeniden şekillendireceğini görmek çok zor değil. Web 2.0 tarzında bir adres defteri PC ya da telefondaki yerel adres defterine sistemden açıkça hatırlamasını istediğini bağlantıların basit bir önbelleği muamelesi yapacaktır. Bu arada gmail tarzında bir web tabanlı eşzamanlama aracısı alınan ya da gönderilen her mesajı, kullanılan her e-posta adresi ve telefon numarasını hatırlayacaktır ve yerel önbellekte bir yanıt bulunamadığında alternatifler önermek üzere sosyal ağ oluşturma deneysel çalışmaları inşa edecektir. Orada bulamadığı bir yanıt için sistem daha geniş sosyal ağda arama yapacaktır.
Web 2.0 tarzı bir kelime işlemcisi yalnızca bağımsız belgeleri değil wiki tarzı bir işbirliğine dayalı biçimlendirmeyi destekleyecektir. Ama PC tabanlı kelime işlemcilerden beklediğimiz zengin biçimlendirmeyi de destekleyecektir. Writely, henüz geniş bir çekim yakalayamamış olsa da böyle bir uygulamaya örnek teşkil etmektedir.
Web 2.0 devrimi PC uygulamalarıyla da sınırlı kalmayacaktır. Salesforce.com webin bir hizmet olarak yazılım iletmek üzere nasıl kullanılabileceğini CRM gibi kuruluş düzeyinde uygulamalar ile göstermekte.
Yeni girişimciler için rekabet fırsatı, başarılı olan Web 2.0 Şirketlerinin potansiyelini tamamen kucaklayıp yalnızca yazılım arayüzünde değil paylaşılan verinin zenginliğinde de önde giden bir üstünlük kazanmak için katılım mimarisini kucaklayan, kullanıcılarından öğrenen uygulamalar yaratmak olacaktır.
Web 2.0 Şirketlerinin Temel Yeterlikleri
Yukarıdaki yedi ilkeyi incelerken Web 2.0’ın bazı temel özelliklerini vurguladık. İncelediğimiz her bir örnek bu ilkelerden bir ya da birkaçını ortaya koyuyor ama diğerlerini de kaçırıyor olabilir. O halde Web 2.0 şirketlerinin özünü oluşturduğuna inandığımız yeterlikleri özetleyerek bitirelim:
* Paketlenmiş yazılım değil uygun maliyet ölçekli hizmetler.
* Daha fazla insan kullandıkça zenginleşen yeniden oluşturulması güç, eşsiz veri üzerinde denetim
* Kullanıcılara geliştirme ortakları olarak güvenmek
* Kolektif zekayı kullanmak
* Müşteri öz-hizmeti aracılığıyla uzun kuyruğu yükseltmek
* Tek bir aygıt düzeyinin üzerinde yazılım
* Hafif yüklü kullanıcı arayüzleri, geliştirme modelleri ve iş modelleri
Bir şirket bir daha Web 2.0 olduğunu iddia ederse yukarıdaki listeye göre özelliklerini teste tabi tutabilirsiniz. Ne kadar puan alırlarsa isimlerini de o kadar hak ediyorlar demektir. Yine de tek bir alanda mükemmelliğin yedisinde birden küçük adımlardan daha fazla şey ifade edebileceğini unutmayın.



Tutmayın beni... Yorum yazcam.